İnsanın Anlam Arayışı – Viktor E. Frankl


 

Bu kitabın varlığından haberdar olmama ve okunacaklar listesine almama sebep, Cem Kozlu’nun “Liderin Takım Çantası” kitabındaki şu paragraf oldu : “Sayfaları sararıp gevrekleşmiş bu yapıtla üniversite yıllarında tanışmıştım. Hala ara  ara göz atarım. Soljenitsin’inki gibi gerçek bir yaşam öyküsüdür; ama Stalin’in Gulag’ı yerine Hitler’in bir toplama kampında geçer. II. Dünya Savaşı bitince kamptan canlı kurtulabilen nadir şanslılardan biri olan Frankl, daha sonra başarılı bir psikiyatr oldu. Auschwitz’de yaşadıkları ve gözlemleri çalışmalarının temelini oluşturdu. Vardığı sonuç, ‘şans’ını yaşama azmine, yaşama azmini de hayata yüklediği anlama borçlu olduğuydu.”

Polonya’daki Auschwitz toplama kampını 2009 yılında gezmiş ve fazlasıyla etkilenmiştim. Barakalar, gaz odaları, fırınlar; başka bir yazının anahtar kelimeleri. Meraklıları için Steven Spielberg’in Schindler’in Listesi (Schindler’s List) filmini öneririm.

“İnsan’ın Anlam Arayışı” iki bölümden oluşuyor. İlk bölüm yazarın kampta geçirdiği günleri bir hikaye gibi dile getirişini içerirken, ikinci bölüm psikiyatr şapkası ile logoterapi adı ile oluşturduğu tekniğin detaylarını içeriyor.

Kampta yaşadığı zulüm anlarını, gerilim filmi izliyor heyecanı ile okumamak elde değilken bir de yaşananların gerçek olduğunu anımsamak farklı bir ürpertiyi de hissettiriyor.

Kitabı okumadan önce en çok merakımı uyandıran şey, savaş sonrası böyle büyük bir başarıya ulaşmış bir kişiden 1.5 milyon insanın öldüğü bu kampta neler yaşadığını öğrenme isteği olmuştu. Bu merak ile okudum kitabı.

Her ne kadar esir olarak kampa gitmiş olsa da, psikiyatr kimliği zaman zaman şansı oluyor ve gardiyan olan diğerlerinin seçimleri ile öteki esirlerden şanslı duruma düşüyordu. Diğerlerinin seçimi önemliydi çünkü esirlere bırakılan seçimler genelde mutlu son ile bitmiyordu.

Kampta birkaç kere ölümden dönüyor. Herhangi bir mahkumun, sonucu ölüm olacağını düşündüğü seçimleri yaparak yaşamı buluyordu. Önlerine iki seçenek koyuluyor ve biliyorlar ki bu iki seçenekten birisi ölüm. Fakat seçeneklerin sebep olacağı sonucu önceki tecrübelerden faydalanarak belirleme şansı yok. Bir bakıma umudu öldürmek için uygulanan bir taktik ile seçenekler de sürekli değişken sonuçlara ulaşıyordu. Yazar, seçimin sonucunu düşünmeden, son sözün kadere ait olduğunu belirterek kararını veriyordu.

İş göremez, hasta ve güçsüzler, ölüme gönderilen mahkumlar oluyordu. Bu tanıma girenler için bir kamp insanı “müslüman” kelimesini seçiyor ve gaz odalarından kurtulmak için traş olun, dik yürüyün, becerikli olun önerilerini getiriyordu. Kampta “müslüman” görünmememek yaşama şansını artırıyordu.

Yazar, hayatına bir anlam yüklediği için ölüm kampından kurtuluyordu. Kitabın ikinci bölümünde yaşama anlam yüklemenin üç farklı yolunu öğreniyoruz : 1. Bir eser yaratarak ya da bir iş yaparak. 2. Bir şey yaşayarak ya da bir insanla etkileşimde bulunarak. 3. Kaçınılmaz bir acıya tavır geliştirerek.

Çünkü  “ insanın gerçekte ihtiyaç duyduğu şey, gerilimsiz bir durum değil. Daha çok, uğruna çaba göstermeye değer bir hedef, özgürce seçilen bir amaç için uğraşmak ve mücadele etmektir.”

Reklamlar

Yorum Yazmak İster misin?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s