Doğduğum Şehir


Doğduğum şehir, büyüdüğüm şehir ve okuduğum şehir Kırıkkale yaşadığım şehir olamadı ne yazık ki. Üniversite ile başlayan ayrılık, araya kilometreler koyarak büyüdü. Şimdi ise bayramlarda ziyaret edilen ve anıların, anıları yaşadığın kişiler ile paylaşıldığı bir şehir oldu benim için. 

İlçesi Keskin’de okumuştum ilkokulu. Yirmibin kişilik nüfüsuna yıllardır sadık kalan küçük bir ilçeden, kimi haftasonları Kırıkkale’ye geldiğimde dünyanın en büyük şehrine gelmişim gibi hissederdim. Bir de Ankara’ya uğramasaydık kimi zaman, öyle olduğuna da inanacaktım.

Fazlasıyla kalabalıktı, fazlasıyla büyüktü, fazlasıyla moderndi bu şehir. Keskin’den ziyarete gelmiş ve mazisine sadece 8-10 yıllık geçmiş koymuş bir çocuk için fazlasıyla muazzamdı.

İlk kez belediye otobüsünü Kırıkkale’de görmüştüm. Bir belediyenin otobüsü olması ve bunu canlı bir şekilde görüyor olmak, çocuk duygular ile dolu dünyama inanılmaz geliyordu. Modernlikti bu, ve bu modernlik şehrin büyüklüğündendi.

Büyürdü şehir gözümde. Şehrin bir yerinden, başka bir yerine gitmek için arabaya gerek duyulurdu. Yürümekle bitmezdi bu şehir. Ben ki, Keskinin bütün sokaklarını yürüyerek dolaşmış küçük bir çocuktum.

Maraş’ı vardı bu şehrin. Kuyruklar oluşurdu külahlı dondurmanın niyetine, ve dünyanın en lezzetli dondurmasını yerdim.

8 veya 10 yaşındaydım. Hep daha iyisini buluyordum Kırıkkale’de ve zannediyordum ki hayatımın her yeni ‘en’i dünyanın da ‘en’i idi.

Ah bir de Ankara olmasaydı;dünyalara bedeldi Kırıkkale.

İlk şehirdi benim için Kırıkkale ve onun da ötesinde memleketim. Duygusal dünyamı bu şehre bağlamam için bu iki kavram yeter ve fazlaydı. İlk şehir ve memleketim.

Sonra başka şehirler girdi dünyama, başta Ankara. Sonra daha da başka. Bu başkalar çoğaldıkça, ‘en’ lerini de kaybetmeye başladı Kırıkkale. Film en güzel sinemada izlenirdi ve en güzel sinema Ankara’daydı. Kızılay Metropol sinemasında, Bahçeli On’da, ya da Migros’ta, Armada’da; ama Kırıkkale’de asla…

Kırıkkale’nin kültür merkezinden devşirme sinemasında izlediğim son filmin başlangıcını hatırlıyorum da; kalabalık bir grupla giderken sinemaya biraz da geç kalmış gibiydik. Film başlamak üzereydi neredeyse. Bizim sinemaya geldiğimizi anlayan görevli, telaşımızı da farkedince ‘gelin, gelin başlatmadım bekletiyorum filmi’ demişti. Benim şehrime özel, başka hiç bir şehirde sinemacı tarafından beklenmemiştim.

Demiştim ya belediye otobüsü modernlikti benim için, bir de Ankara’ya giden koyu kırmızı otobüsler alınmıştı benim çocukluğumda. Gözümde daha da büyümüş ve modernleşmişti Kırıkkale. Yıl muhtemelen 1987-88 idi. O yıllarda binmemiştim hiçbir Ankara seyehatim için. Çocuktum ve benim için o otobüsleri izlemek bile büyük bir keyifti. Aradan yaklaşık 10 yıl geçti, üniversite için Ankara’daydım artık ve neredeyse her haftasonu binebiliyordum o otobüslere.

Aradan geçen 20 yılda ben çok değiştim, onlar ise hep aynı. Koyu kırmızı renkleri haricinde değişen birşey olmadı.

Şehirleşme ve sosyal imkanlar bir şekilde geride kaldı Kırıkkale’de. Belki de Türkiye çok hızlı gelişti ve yetişemedi bu hıza benim şehrim. Türkiye’nin en hızlı gelişen bir şehrinin, başkentinin hemen yanıbaşında kendi içine kapanmış bir Anadolu şehri görünümünde büyük bir hızla yerinde kaldı!

Belirtmeden olmaz; hayatımın ‘en lezzetli’ pidesini halen Kırıkkale’de yiyorum.

Ve Kırıkkale her daim benim doğduğum şehir.

Reklamlar

Yorum Yazmak İster misin?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s