Abant’ta Dört Mevsim


Dört günde dört mevsimi yaşadığımız Abant, olağanüstü doğası ve tertemiz havasıyla bize kucak açan bir cennetti. Dört günde dört mevsimi yaşamıştık; yağmurlu bir günde otelimize yerleşmiş, güneşli bir sabah uyanmış, sisler altında bir doğa gezintisi sonrası kar ile kaplı bir günde son kahvaltımızı etmiştik.

Büyük Abant Oteli, beş yıldızının hakkını verecek şekilde konforlu, hizmet kalitesi yüksek ve lezzetli menüleriyle bizden “tekrar gelinebilir” notunu almıştı. 

Doğayı tanımaya yaklaşık onüç kilometre sürecek göl etrafı trekking ile başladık. Toplam yolun onüç kilometre olacağı, tabi ki gezinti öncesi bildiğimiz birşey değildi; sonrasında öğrendik. Beş çift ve rehberimiz ile birlikte onbir kişi soğuk bir aralık gününde yola koyulduk.

Ormanın içerisine doğru ilerliyor ve ağaçların arasında kaybolacak olmanın heyecanını hissetmeye başlıyorduk. Her bir tepeyi çıktığımızda sanki hava biraz daha soğuyor ama illa ki sis ortalığı kaplamaya başlıyordu. Otel etrafında henüz göremediğimiz beyaza bürünmüş doğayı da ancak daha yükseklerde görebiliyorduk. Zirvedeki bir noktaya çıktığımızda göl, otel ve geri dönüş yolumuz gözlerimizin önünde tablo gibi duruyordu.

3.5 saat süren bu yürüyüş sonrası, göl kenarında sucuk ekmek yemek üzere sözleşiyorduk. Gezintinin yorgunluğunu sıcacık bir restoranda, göl manzarasını izleyerek atıyorduk.

Fayton ile gezenleri seyretmek kadar olmasa da fayton ile gezmek de bir o kadar zevkli idi. Bir önceki gün yürüyerek gezdiğimiz yüksek tepeleri izlerken veya sadece göle odaklanmışken dinleniyor ve atların her adımınında yolda bıraktığı ses ile faytonlu yolculuğun en keyifli anlarını yaşıyorduk.

Otelin sıcak su ile doldurulmuş kapalı havuzu sanki sadece bize hizmet veriyormuşcasına sakin ve orman manzaralı penceresi ile doğanın içerisinde bir dinlenme fırsatıydı. Kulaç atarak yüzülecek kulvarlı bir havuz değildi. Spor yapmak için değil ama dinlenmek için yeterli bir havuzu vardı.

Beş çayımızı bazen orman manzarasına bakan bir pencere kenarında ve şanslı isek bazen de göl manzarasını izleyerek yaşıyorduk. Kimi zaman elimizde bir kitap oluyor ve bazen de o kitap, beş çaylarının olmazsa olmazı orta sehpanın üzerinde duruyordu.

Bir yudum çay. Sonrası ile öncesi arasında böyle büyük bir farkı yaşatacak bu kadar küçük kaç fırsat vardır ki !

Akşamları trekking rehberimiz ve eşi animatörlerimiz oluyor ve farklı aktiviteler ile konuklarını eğlendirmeye çalışıyorlardı. Bizim en çok ilgimizi çeken “bilgi yarışması” olmuştu. İlgimiz ile bilgimizi birleştirip, yirmi sorudan onaltısını ilk ve doğru yanıtlayan olarak kokteyli kazanan çift olmuştuk.

Abant’a gelip de kar görmeden gitmek olmazdı. Olmadı da… bir sabahına karlar içerisinde uyandık. Güneş altında orman manzarasını izlemeye alışık olduğumuz kahvaltı masasında, karla kaplı ağaçları izler olmuştuk.

Her yer beyazdı. Fazlasıyla beyazdı. Karlar altındaki arabamızı tanıyamayacak kadar beyazdı. Ve beyazlar içerisinde yürüyüş bir o kadar sıcaktı.

Abant’a veda ederken bizi yolcu eden tek renk beyazdı. Kışa en çok yakışan kişiden, ‘Enya’dan ‘A Day Without Rain’ i dinleyerek keyfin sonuna mutlu bir anı bırakıyorduk.

 

Reklamlar

Yorum Yazmak İster misin?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s