Babamın Kütüphanesi ve İlk Kitaplar


Geçmişime henüz çok az sayıda sene bıraktığım yıllardı. Evimizin bir odasının duvarı boylu boyunca kütüphaneydi. Biz kitaplık derdik. Demirden raflar griye boyanmış, civata somunlar ile birbirine tutturulmuş ve üst üste yığılarak kitaplara ev olmuştu.

En üst katta bol ciltli ansiklopediler bulunurdu. Yanlış hatırlamıyorsam yirmi iki ciltliydi; Yılmaz Öztuna’nın “Büyük Tarih Ansiklopedisi” kitaplığın en ağır abisiydi. Onlara ulaşmak için sandalye kullanmam gerekirdi.

O kitapları karıştırmayı o kadar çok severdim ki… İlkokuldaydım ve kitapların arasından bir tanesini seçmiş ve kendi “kitaplığıma” taşımıştım. Benim kitaplığım, sırt dayama yerinde üç çekmecesi bulunan koltuğumuzun en sağ çekmecesiydi. Ders kitaplarım, kırtasiye malzemelerim ve  kendi oyunlarımı oluşturmama imkan tanıyan bir kaç küçük şey orada oldurdu. Babamın kütüphanesinden aldığım Reşad Ekrem Koçu’nun “Osmanlı Padişahları” kitabını da oraya koymuştum. Her padişahın birinci sınıf hamur kağıda basılmış renkli bir portresi bulunuyor ve sonrasında üçüncü sınıf hamur kağıda basılmış hayatı anlatılıyordu. Sıklıkla o kitabı karıştırmışımdır.

Tercüman Gazetesi’nden fasiküller halinde alınmış ve sonrasında özenle ciltlenmiş “Spor Ansiklopedisi” benim için en keyifli duraklardan birisiydi. Üç ciltti ve ben en çok futbolu barındıran ilk cildinde vakit geçirirdim. Fenerbahçe’ye ayrılmış alan ise favorimdi. Kaç defa okudum, hatırlamıyorum. Zeki Rıza Sporel’i oradan tanıdım. Lefter’in soyadının Küçükandonyadis olduğunu da yine oradan öğrendim.

Ortaokul zamanımda daha çok vakit geçirirdim kitapların önünde. Bazılarını alır okur, ama okumasam da muhakkak her kitabı karıştırırdım. Yalnızlığımı o mekanda geçirirken,  yalnız kalmanın verdiği keyfi farkında olmadan hobiye dönüştürmeye başlamıştım.

Mustafa Necati Sepetçioğlu’nun Dünki Türkiye Dizisi başlığı altındaki romanları da ortaokulun ilk senesinde keşfettiklerim arasında olmuştu. “Kilit” ile başlıyordu dizi. “Anahtar” ile devam ediyordu ve benim o yıllarda ulaştığım sayı dokuz idi. Alparslan’ın Anadolu’ya girişi ile başlayan serüven, Fatih’in İstanbul’u alışına kadar devam ediyordu.

Her romanın ana kahramanı bir padişahtı. O muhakkak birisini severdi. Osman Gazi’nin Bala Hatun’u sevmesini öyle çok sevmiştim ki… Onun muhakkak yakın arkadaşları ve muhakkak ki bir başdanışmanı olurdu. Bazen dünyadan, bazen ise dünyalar ötesinden konuşur ve nasihatini alırdı. Somuncu Baba’yı dinlemek de hoştu, Akşemsettini de.

Ve muhakkak ki her romanın sonunda kahraman ölürdü.

O kitaplık üniversite yıllarına kadar beni besledi, büyüttü.

Sonrasında ise ben aldığım her kitap ile kendi kitaplığımı büyütür oldum.

***

Önemli: Anonim değildir. keyfimizvebiz blog sahibi tarafından kaleme alınmıştır ve tüm hakları blog sahibine aittir. Kaynak belirtilerek alıntı yapılabilir.

Reklamlar

One thought on “Babamın Kütüphanesi ve İlk Kitaplar

  1. Geri bildirim: İlk Kitaplarımız | dubleanne

Yorum Yazmak İster misin?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s