St Petersburg ve Petro’nun İzleri


Sadece Türkiye’nin değil, dünyanın kuzeyinde; soğuğun doğallığı ile sahiplenildiği bir şehir St. Petersburg. Bu şehri  güneye almak için ancak İskandinav ülkelerinde nefes almak gerekiyor. Fin Körfezi’ni sahili yapmış ve sahip olduğu kanallar sebebiyle 42 adacıktan oluşan nam-ı diğer “Kuzeyin Venedik’i”.

 

 

 

Çar Deli Petro tarafından 1703 yılında temelleri atılıyor şehrin. Kanalların varlığı, zeminin sağlamlığını kaybettiriyor ve ancak kazıklar yardımıyla şehir kuruluyor. Petro, şehrin kurulumu esnasında İtalya’dan ve Fransa’dan mimarlar getiriyor ve vizyonundaki Rusya’yı Avrupa’ya açma hayalini bu şekilde başlatmak niyetini taşıyor.

Şehrin ismi Hz.İsa’nın 12 havarisinden biri olan Aziz Peter’den geliyor ve St Petersburg adını alıyor. Birinci dünya savaşı sırasında kısa bir süreliğine Petrograd olarak anılıyor. Simge şehir, devrim sonrası devrimin mimarının adını alarak Leningrad oluyor. Ben dünyaya geldiğimde, dünya haritaları Leningrad olarak tanıyordu bu şehri. Sovyetlerin dağılması sonrası tekrardan orjinal ismine dönüyor ve “Aziz Peter’in Şehri” olarak anılmaya devam ediyor.

İlkokul yıllarınının, içinde tarihi barındıran Sosyal Bilgiler dersinde, “Deli” sıfatı ile tanıdığımız Çar Petro’yu Ruslar “Büyük Peter” olarak anıyorlar. Onlar ve çoğu Avrupalı için Petro, Rusyanın  Avrupa ile bütünleşmesini sağlayan büyük bir Çar.

Şehri var edip Rusya’ya Avrupa’nın kapısını açan Petro’nun “Bronz Atlı Adam” heykelini II. Katerina Senato Meydanı’na inşa ettiriyor. Ortaokul tarih kitaplarından hatırladığım bu heykeli bizzat görmek ayrı bir heyecanın giderilişi oluyordu.

Çar, atının üzerinde batıyı işaret ediyor ve atın arka ayakları ile bir yılanı eziyordu. Anlatılanlara göre yılan, Petro’nun işaret ettiği şekilde  ülkeyi batıya ulaştıracak hedeflerini gerçekleştirmesini engellemeye çalışan “yer altı güçlerini” simgeliyordu.

Yabancı turistlerden başka, gelin damatların da ziyaret mekanı oluyor bu heykel. Bizde Çamlıca Tepesinde görünen heyecanı burada da görmek mümkün.

Dümdüz bir şehir Petersburg. Yokuş, yükselti, tepe görmek mümkün değil. Yukarıdan görüntüleyebilmek için ya helikopterde olmak, ya da zaman zaman düzenlenen balon etkinliğine katılmak gerekiyor.

Düzlüğün de verdiği rahatlık ile geniş caddeler, birbirine paralel bir şekilde uzanıyor ve adreslerin cadde adı ve bina numarası verilerek bulunmasını kolaylaştırıyor.

Kış aylarında Petersburg’ta güneşi görmek ne mümkün!  Sabah 10 gibi doğuyor ve 15’te batıyor.  Yönümü güneye çevirdiğimde güneşin doğduğu yer tam güneye yaklaşık otuz derecelik bir açı ile doğu. Battığı yer ise yine güneye yaklaşık otuz derecelik bir açı ile batı. Tam öğle vaktinde ise ancak ufuktan bir karış yukarıda bir yerlerde görünebiliyor.

Yaz aylarının ise “Beyaz Geceleri”. Ben göremedim, ama söylenen güneşin gece 11 gibi battığı ve havanın tam anlamıyla kararmadan sabah 2 gibi doğduğu. Ağustos ayında orada olmak gerekiyor. Dostoyevski’nin “Beyaz Geceler” adlı kısa kitabını bu şehirde dolaşarak okumuştum, karanlık gündüzleri yaşarken.

Tanınmış iki Türk lokantası var idi. İşletenleri ile hoş bir tanışıklık kurduğumuz Antalya Restoran ve Efes Restoran. Her ikisi de Ruslar tarafından çok iyi bilinen iki şehir ismini almış ve onların da fazlaca rağbet gösterdiği Türk restoranlarıydı. Antalya, Türk ev yemekleri ve döneri yine Türk mimarisine uygun bir şekilde düzenlenmiş masalarında verirken, Efes kebap ağırlıklı bir menü veriyordu.

Neva Nehri, şehri bir uçtan diğer uca geçerken kanalları sularına katıyor ve Fin Körfezine dökülüyor. Boğaz genişliğine ulaşan bir nehir. Gemi taşımacılığı ile ticari bir yol olarak da kullanılıyor. Üzerinde barındırdığı köprüler, gecenin geç vakitlerinde açılıyor ve nehrin iç kısımlarında hapsolmuş gemileri Fin Körfezi’ne ulaştırıyor. Kasım ayı geldiğinde ise, aynen Fin Körfezi  gibi, donuyor.

Finlandiya Körfezi

Denizde yürümek isteğiyle donmuş Fin Körfezi üzerinde elli metre ancak ilerleyebilmiştim. Bir kaç kilometre ilerleyip, buzların kesildiği aralıklardan balık tutmaya çalışan diğerlerine ise ufukta bir nokta olarak ancak bakabiliyordum.

Çarların, tarihin, soğuğun, müzelerin, sarayların, Dostoyevski’nin, Puşkin’in, Çaykovski’nin şehri Petersburg’a girizgah yazısı ancak böyle olabilirdi.

 

Reklamlar

Yorum Yazmak İster misin?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s