Taştan Kalelerde Sokak Topu


Mahallenin en keyifli, en vazgeçilmez ve en sosyal oyununa, plastik futbol topu ile başlamıştık. Bugün yerini marketlerin aldığı bakkalın dış tarafına asılmış file içerisinden özenle seçilen top, ekibin en tecrübelisi tarafından havaya döndürülerek atılır ve yamuk olmadığından emin olundu ise satın alınırdı.

Okul döneminde her teneffüs saatinde, öncekinin devamı olan maçlar yapardık. Nerede kalındı ise diğer teneffüs oradan devam eder ve sonuncusunda galibi belirlerdik.

Tatil döneminde günde bir kaç maç olurdu. Çoğu zaman mahallenin onca tanışanı ile karışık, bazen de mahalle maçları için tanımadık diğerlerine karşı toplanırdık. Tanışıklar için maç, “aldım yeri verdim göğü” ile başlardı. Karşılıklı ölçüsüz bir mesafede duran iki kişi – her iki takımın kaptanları olurdu – birer adım atarak birbirlerine yaklaşır ve son adımı yarım kalan “aldım yeri” derdi. Diğeri ise “göğü”. Yeri alana “al aldığını” diyerek kalabalık içerisindeki en yeteneklisini karşıya kaptırmak düşerdi. Herkes birer birer alınır ve takım oluşurdu.

Önce kurallar belirlenirdi. 10da “hafta” 20de biter.  Hafta. İngilizce “halftime” dan türeyen “hafta” nasıl olur da hayatında İngilizce duymamış onca sokak topçusunun diline “hafta” olarak girmişti ki!

Oluşturulan takımda bir kaleci var ise şanslı olan taraftı. Yok ise herkes sırayla kaleye geçerdi. Ama nasıl bir sıra? Her kaleye geçen, gol yiyene kadar kalede kalacak ve gol yediği an yerini sıradakine bırakacaktır. Nasıl bir adalettir bu? Kim almıştır böyle bir kararı? Ama teamül budur. Bu sebepten dolayı yenen bazı gollerden sonra bilerek yenip yenmediği de tartışılıp karara bağlanırdı.

Bu güzel sokak oyununda topun sahibi kale konusunda en şansı olanı olacaktır, muhakkak. Top onun olduğu için kaleye geçmeyecek ve topa sahip olmanın avantajını böylece kullanacaktır. Bir de “sütten” olanlar vardır; kaleye geçmeyen, pas verilmeyen ama mutlu mesut olsun diye kadroya alınan. Bir nevi “sen oynamayı bilmiyorsun ama sonuçta arkadaşımızsın” cümlesinin kısa tabiri idi.

Plastiktir sonuçta o toplar. Bazen bir dikene çarpar bazen bir arabanın tekeri altında kalır. Patlar. Topa sonunu getirecek son noktaya vuruşu kim yaptıysa mesuliyet ondadır. Yenisini almak zorundadır. Ama hak bu ya, patlak top da onda kalır.

“Ofsayt” yoktur.

Ve eğer başta kararlaştırıldıysa üç korner bir penaltıdır.

Bazen bir okulun bahçesi, bazen bir evin büyükçe avlusu, bazen bir çayırlık, bazen bir pazaryeri. Nerede geniş bir alan var ise futbol için de müsait alan orasıdır.

Dört adet büyükçe taş bulunur. İkisi bir taraf kaleyi, diğer ikisi de diğer kaleyi oluşturacak dört adet büyük taş. Öyle ki sokakta “taş üstü” diye bir kavram da vardır.

Kalesinde şutu görenin “taş üstü” diyerek golü saydırmamaya çalışması, diğer tarafın ise “buz gibi iki taşın arasından girdi” karşı tezi ile gole sahip çıkması.

“Hakemin” olmadığı bu maçlarda, “hakim” olan kişinin sözü geçecektir. Yoksa da öyle biri, ihtimal ki maç orada bitecektir.

Kalenin yandan sınırı taşın üstü iken üstten sınırı da kalecinin zıplayabildiği en yüksek noktadır! Top oynayabilme keyfi için, kaçınılmaz bir şekilde karşılıklı güven gereklidir.

Plastik topların meşin yuvarlağa, taştan kalelerin demir direklere, geniş toprak alanların halı sahalara döndüğü vakit kornerler de artık kornerdir.

“Ofsayt” yine de yoktur.

***

Önemli: Anonim değildir. keyfimizvebiz blog sahibi tarafından kaleme alınmıştır ve tüm hakları blog sahibine aittir. Kaynak belirtilerek alıntı yapılabilir.

15 thoughts on “Taştan Kalelerde Sokak Topu

  1. Futbol türevi oyunları da unutmamak gerekir..
    *minyatür kale
    *21(rövaşata 21, kafa 7, yerden 1, havadan 2 puan)

    mahallede yapılan maçların hava kararıp top görülmediği zamana kadar devam ettiğide benim hatırladıklarımdan…:)

  2. eee bu durumda ben bildiğin “sütten” çıkmış ak kaşığım :)
    ama yine de çocukluğumun en pahalı, en havalı ayakkabısını daha alındığı hafta mahalle maçında delmekten geri durmadım..arkadaşlık da bunu gerektirir bence…

  3. Yahu Agirman’cim,

    Bu yazidan oyle keyif aldim ki, anlatamam… Sanki tastan kalelerde top oynamisim… Ama, senin uslubunla tadindan yenmez olmus wallahi…

    Eline, yuregine saglik…

  4. e ben ofsayt nedir biliyorum ki! :) Yavuz Bey, ben ofsaytın tanımını yapabilen nadir bayanlardanım sanırım. Bir Galatasaray’lı olarak futbol konusunda bilgili bir taraftar olmaya gayret ediyorum :)))

  5. O anların en zevkli tarafı da topu al sokağa çık, seni gören gelir, bir kişi de gelse oynanacak bir futbol oyunu vardır, hiç mi gelmedi tek başına top saydır..

  6. Ooo yeni tasarımınız hayırlı olsun :)
    Şu replikleri anmadan bu konuyu geçmek olmaz:
    “Ben tek siz hepiniz, abanmak yok, atan alır, gol atan kazanır”…

  7. alper geçmişe bir tünel açtın.sağol.özlemiştim sokakta top oynamayı,taş üstünden top için kavga etmeyi,kalecenin üstünden geçen topa kalecinin boyunun üstünden geçti diye gol olmadığını ama en önemli buluşun olan haftayım yani half time çözmeni.sevgilerle

    • sokakta en çok top oynadığım arkadaşımdan yorum almak beni sevindirdi. teşekkürler Nalbant. yaz günleri, saat 6 oldu mu mahalleye gelişini ve “haydi topa” demelerini unutmuyorum :)

Yorum Yazmak İster misin?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s