Antik Şehir Bergama: Pergamon


Antik çağın Pergamon’u, bugünün Bergama‘sı. Yunanca “yüksek şehir” anlamına gelen Akropol’e modern teleferikler ile çıkılıyor. Açık hava müzesine girmeden önce, bilimum hediyelik eşyacılar ve büfelerde ihtiyacınız olandan alıyorsunuz. Tek kişilik giriş ücreti ile aynı fiyata olan müze karttan almak en mantıklısı. Böylelikle bir yıl boyunca her müzeye bedava girebiliyorsunuz.

Müze girişindeki bir tabela, görülmesi gereken yerler olarak bizi yönlendiriyor.

Roma imparatoru Traian adına yapılmış Traianus Tapınağı sütunları ilk ziyaret noktamız oluyor. Yüksek taş sütunları halen ayakta ziyaretçilerini bekliyor.

      

Antik kentin en etkileyici yeri, dik merdivenleri ile “antik tiyatro”. Tiyatroya ulaşmak için karanlık ve sadece tek kişinin geçebileceği tünelvari bir geçitten geçmek gerekiyor. Tiyatroya ulaşan son adımı, ister istemez dikkatli atma ihtiyacı hissediyoruz. Sanki en ufak bir dikkatsizlikte tiyatronun dik merdivenlerinden yuvarlanacakmışız endişesi ile davranıyoruz.

     

Daha önce Minyatürk’te gördüğümüz “Zeus Sunağı” minyatürünün aslının nerede olduğunu arıyoruz. O devasa görünümü kalmamış olsa bile kalıntıları ile o muhteşemliği hayal etmeye çalışmak da güzel olur düşüncesi ile bulmaya çalışıyoruz. Ama nafile; neden bulamadığımızı Bergama Müzesi’nde gezerken anlıyoruz.

Nasıl oldu ise bu sunağı bulan Alman Carl Humann tarafından sunağın parça parça Berlin’e taşındığını ve günümüzde Berlin Müzesi’nde sergilendiğini öğreniyoruz. Bir tablo, bir heykel veya bir fresk değil. Koca bir yapı bir ülkeden bir ülkeye taşınıyor. Bize kalan tek anı ise Bergama Müzesi’nde sergilenen “At Heykeli”.

     

Açık hava müzesinde, aşağı yukarı  her anıtın önünde bulunan tanıtıcı tabelaların neyi anlatmak istediğini anlamakta bir hayli zorlanıyorum. Zaman zaman anlatılmak istenenin sadece mimari yapının hangi kanunlar ile inşa edilmeye çalışıldığı olduğu hissine kapılıyorum, belki de halen yanılıyorum. Fakat benim aradığım çok daha basit olan “nedir, ne amacı vardı ve ne oldu”. Belki de müze girişindeki tanıtıcı kitaplardan almakta ya da en güzeli bir rehber ile seyahat etmekte fayda var.

Asklepion, yüksek şehrin aşağısınaki düz alanda kurulmuş bir sağlık kenti. İsmini Yunan mitolojisindeki sağlık tanrısı Asklepios’tan alıyor.

Uzunca bir yoldan ilerleyerek bu şehre ulaşıyoruz. Yolda, çam fıstığı elde eden günümüz çalışanları ile karşılaşıyor ve çam kozalaklarından fıstık çıkarmanın marifetini kısa bir müddet izliyoruz.


Asklepion, ağırlıklı olarak ruhsal ve aynı zamanda fiziksel hastalıkların tedavi edildiği bir antik çağ hastanesi. Akıl hastaları, uyku odalarına alınır ve gördükleri rüyaları anlatarak doktorlardan çare ararlarmış.  Bu odaların büyük bir kısmı gibi, uyku odalarına giden 70m lik uzun yer altı yolu da halen duruyor. Merdivenlerden akan suyun sesi hastaya ferahlık versin diye özellikle oluşturulmuş.

Fiziksel hastalıkların tedavi edildiği, soğuk ve sıcak suların bulunduğu mekanları da barındırıyormuş. Bir nevi bugünün kaplıcası.

Bergama, antik adı ile Pergamon, oğlak derisinden oluşturulan parşömenin de doğduğu kent. Parşömen ismini antik Bergama’dan alıyor. Papirüsü tahtından eden parşömenin doğum yeri Bergama’dan parşömenden yapılmış bir kitap ayracı ile ayrılıyoruz.

            

2 thoughts on “Antik Şehir Bergama: Pergamon

  1. bu sene bahar olmadı Fatih :) direk yazı yaşadık biz orda, ki bir önceki hafta Bursa’da kabanlarımızı giyiyorduk hala…

Yorum Yazmak İster misin?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s