Rüzgarın Kenti Alaçatı


Rüzgarın kenti olarak anımsıyorum onu hep. Rüzgar bu kentte doğmuş olmalı ki en eski çağlarda değirmenler bu nedenle bu kente dikilmiş.

Bu nedenle modern zamanların rüzgar santralleri ilk olarak bu kente inşa edilmiş.

Bu nedenle denizden sadece yüzmek ve serinlemek için değil de dalgalarından faydalanmak bu kente mahsus olmuş. 

**

Tarihi değirmeni başlangıç yaparak kente giriyoruz. Fakat şunu belirtmek gerekir : sonradan göreceğimiz Alaçatı ile sembolik değirmenin birbirinden çok farklı miktarda ilgi gördüğünü üzülerek farkediyoruz. Bu tarihi değirmenin etrafı öylesine bakımsız kalmış ki…

Rüzgarın kenti Alaçatı turizme kucak açmış. Restore edilmiş taş evler tüm şirinliği ile yerli turistlere mekan oluyor. Yabancı turist görmek neredeyse imkansız. Muhtemeldir ki “herşey hariç” yabancıya sempatik gelmiyor.

Uzunca bir sokak, sağlı sollu revizyon görmüş mekanları ile ziyaretçilerini ağırlıyor. Hangi binayı hangi açıdan fotoğraflasak diye tereddütler yaşıyoruz. Çekilen her bir kare sanki en iyisini ıskalamışız hissi veriyor.

Sokaklarına masalar atılmış, daracık sokaklar daha da daralmış. Her biri farklı renklerde boyanmış pencere ve kapılar, sokak üzerini ustaca örtmüş sarmaşık dallar.

Gündüzünde terkedilmiş bir güzellik olarak duran restoranlar akşam vakitlerinde olanca hızıyla doluyor. Yürüyenler olarak, masada oturanları izlemek bir estetik katarken masada oturanlar için durum nedir, bilemiyoruz.

Haşmet Babaoğlu’nun “güzel şeyler”inden hatırladığımız mekanlar gözümüze çarpıyor. Bir kaç yıl öncesine kadar sıradan bir köy kahvesi olan mekanların nasıl Avrupai kafelere dönüştüğünü görüyoruz. Öğreniyoruz ki köylüler yok denecek kadar az bir paraya mülklerini “geleceği gören yatırımcılara” satmışlar.

Alaçatı’nın arka sokaklarını da muhakkak gezmek gerekli. Butik otellere dönüşmüş binaların olduğu arka sokakları değil, diğerlerini. Dünyası bir anda değişiyor. O ünlü sokağın hemen 20-30m gerisinde amcalar, teyzeler kapı önlerinde her köyde görebileceğimiz muhabbetin içindeler. Acaba ne histeler?

Köy Camii de Alaçatı’ya uygun mimari ile revize edilmiş. Hemen yanıbaşında sedirden mekanlar ve hediyelik eşya satan tezgahlar. Avrupai kafelerini gezmek güzeldi ama dinlenmeyi şark usülü yapıyor ve sedirlerde nargile keyfi yaşıyoruz. Taze demlenmiş çayımızı ihmal etmeden.

Yurtdışı gezilerde karşılaştığımız canlı heykelleri bizden mekanlarda ilk olarak Alaçatı’da görüyoruz.

“canlı mı o?” , “yok, değil…” , “canlı canlı, hareket etti”

“Hürriyet En İyi 10 Dondurmacı” listesine 2009 yılında 6. olarak girmiş “Veli Usta”dan sakızlı dondurma alıyoruz. Akşam serinliğine tatlı bir katkı yapıyor. Fakat ondan daha lezzetli beşten fazla mekan sayabilirim.

Haşmet’in tavsiyesi “Can Pastanesi”ni arıyor gözlerimiz fakat bulamıyor. Önerilen meyveli dondurmaları deneme fırsatı bulamıyoruz.

“Kumrucu Şevki”de kumru yiyor, “Kumrucu Kale”den damla sakızlı kurabiye alıyoruz. Çay ile kurabiye güzel bir ikili oluyor. Her gidişte muhakkak denemeli. Her tat güzel de en çok suların “Erikli” olanını özlüyoruz.

Rüzgarın kenti Alaçatı, bütün mekanlarıyla bize görsel bir keyif yaşatıyor.

***

2 thoughts on “Rüzgarın Kenti Alaçatı

Yorum Yazmak İster misin?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s