Kapadokya Gezimiz- 1. Gün


İki aile tek araba yollara düşüyoruz. Bir Ramazan Bayramı tatili vesilesiyle planladığımız gezi için; haritamız, navigatörümüz, müze kartlarımız, gezi programımız ve biz hazırız. Rotamız Kapadokya, yani güzel atlar diyarı.

İlk durak; Hacı Bektaşi Veli Türbesi:

Nevşehir’e 60 km kala gezimizin ilk durağına varıyoruz. Türbe ve müze girişi Müze Kart sahiplerine ücretsiz. Ziyarete bir avludan girerek başlıyorsunuz. Avluda meydan havuzu, aş evi, Tekke Camii, Konuk evi ve Meydan evi bulunuyor. Benim bu avluda en ilginç bulduğum şey “yerle bir” olan mezar idi. Bir mezar olduğunu fark etmeden çoğu kişi gibi ben de üstünden geçtim ve sonradan diğerleri gibi mezar olduğunu fark edip bir ani refleksle üstünden çekildim. Meğerse mezardaki kişi hayattayken yaşadığı bir pişmanlık sonucu mezarının yol üstünde olmasını, gelenin geçenin üstüne basmasını istemiş ki böylece vicdan azabından kurtulabilsin.

50’li yıllarda onarım görerek müze olarak ziyarete açılmış türbede ilk halinden günümüze kadar korunan tek yapı bizzat Hacı Bektaş Veli tarafından kullanıldığı söylenen “Kızılca Halvet” adındaki “Çile Damı” imiş.

En ilgi çekici bölümlerden biri Aş Evi. Dergâhta yemek dağıtımı bu bölümde yapılırmış. Cansız mankenlerin de yer aldığı dekorasyonu ile müze olarak başarılı.

Oldukça kalabalık olan müze ve türbede açıklamaları okumakta da ilerlemekte de zorlanıyoruz. İncelemek için fazla vakit ayıramadığımız hemen her şeyin fotoğrafını çekerek gezimize devam etmek üzere oradan ayrılıyoruz; ama tabi ki her gezdiğimiz mekandan almış olduğumuz gibi buradan da müze girişinde konuşlanmış sıra sıra hediyelik eşya dükkanlarının birinden magnetimizi almayı unutmadan.  :)

Çavuşin Kilisesi:

Otelimize yerleştikten hemen sonra çok yakın bir konumda olan Çavuşin Kilise’sine gidiyoruz. Böylece gezimizde ilk kez bir peri bacasına girmiş oluyoruz. İç duvarlara yapılmış resimleri gördüğümüzde oldukça heyecanlanıyoruz, ama aslında çok çok daha güzellerini göreceğimizi de tahmin etmiyor değiliz gezi öncesi yaptığımız internet araştırmalarından aklımızda kalanlar sayesinde.

Çavuşin Kilisesinde çok fazla görecek bir şey yok, birkaç odacık gezip bacadan ayrılıyoruz.

Göreme Açık Hava Müzesi:

Göreme Açık Hava Müzesin’e giriş yapmadan önce, yolumuzun üstündeki Tokalı Kilise’ ye uğruyoruz. İç süslemeler gittikçe güzelleşmeye başlıyor bu andan itibaren. Aslında fotoğraf çektiğim için görevli tarafından uyarılsam da flaş kullanmadan birkaç kare çekmeme göz yumuluyor. Ben de bunu hemen her kilisede kullanıyorum açıkçası :)

En keyifli müze gezilerinden birisini Göreme Açık Hava Müzesi’ nde geçiriyoruz. Müze Kart ile her zamanki gibi ücretsiz giriş yapabiliyoruz. Girdikten sonra hemen solda bizi karşılayan Rahibeler Manastırını tehlike arz ettiğinden kapatılmış olduğu için gezemiyoruz, hâlbuki içinde peri bacalarından oyulmuş masa ve sandalyeler olduğunu internet araştırmamızdan bildiğimiz ve oldukça merak ettiğimiz bir mekândı burası; göremeyeceğimize biraz da olsa üzülüyoruz.

Açık hava müzesinde gezilecek rota genel olarak belirli. Biz de aynı sıralama ile bütün kiliselere, oyuklara, yani peri bacalarına sırasıyla giriyoruz. Kiminde mezarlar, kiminde mutfak, kiminde de diğer yaşam alanları zamanında oyularak oluşturulmuş ve büyük ölçüde bugüne dek korunmuşlar.

 

 

Karanlık Kilise:

Açık hava müzesinin son durağında Karanlık Kilise var. İçeri girmek için Müze Kart yeterli değil bu defa, ekstradan kişi başı 8–9 TL civarında bir ücret ödemek gerekiyor. Buraya kadar gelmiş iken kesinlikle görülmesi tavsiye edilir. 

Kilise içi süslemelerde en canlı renklerin bulunduğu, desenlerin en güzel korunduğu mekân burası. İnsanı ürperten bir büyüsü var. Zira buradaki resimlerde İsa ve havarilerinin gözleri ve yüzleri tahrip edilmemiş diğer kiliselerde olduğu gibi; eski dönemlerdeki inançlar sebebiyle insanlar çoğu duvar motiflerini oldukça tahrip etmişler. Bu kilisede ise resimler neredeyse bir fotoğraf kadar canlı ve gözünüze gözünüze baktığında ürpermemek elde değil. Renklerin canlı kalma sebebi de penceresi küçük ve yukarda olduğu için kilise içine az ışık girmesinden. Adı da bu nedenle Karanlık Kilise olmuş. 

 Kızıl Vadide Gün Batımı: 

Kapadokya’ daki ilk günümüzü batan güneş manzarasıyla tamamlamak için Kızıl Vadi’ ye doğru yol alıyoruz. Tripod kurup bir kaç kare fotoğraf yakalıyoruz, ancak akşam serinliği kendini hissettirmeye başlıyor Kapadokya’da tam da bu saatlerde. Güneş batar batmaz ayrılıyoruz burdan da.

Üç Güzeller Peribacaları

Otele dönüş yolunda yolumuzun üstünde çok güzel bir ışıklandırma ile cazip bir görünüme kavuşturulmuş “Üç Güzeller Peribacaları” nı görüyoruz. Fotoğraf çekmek için hemen duruyoruz tabi. İlk bakışta fotoğrafta da görüleceği gibi iki tane peri bacası görüyor ve neden “üç güzeller” denildiğine anlam veremiyoruz. Ancak bir süre sonra görüyoruz onu; biraz daha dikkatli bakarsanız sol taraftaki bacanın önünde bakış açısı sebebiyle kaybolmuş nispeten kısa boylu kalan üçüncü peri bacasını farkedeceksiniz. 

Böylece güzel atlar diyarı Kapadokya’ da ilk günümüzün yoğun temposunun son durağı bu güzel mekan oluyor. 

gaa

Yorum Yazmak İster misin?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s