Az Bulunan Değerlidir: Doksanlar


Buluşmaya bir mekanımız olurdu. Ve o buluşma anı için sözleştiğimiz bir an. Gidilir ve beklenirdi. Cep telefonlarının olmadığı o doksanlı yılların başında, buluşmak için muhakkak net bir saat ve mekan verilirdi.

Özel televizyonlar yeni yeni çoğalıyor ve her yeni çıkan kanal kendine has yenilikleri ile heyecanlı bir başlangıç yapıyordu. “Bizi izlemeye devam edin” derken birisi, diğeri “gözünüz bizde kalsın” diyerek reklamlarda izleyicisini kaybetmemeyi planlıyordu. Reklamlar gittikçe çoğalmaya başlamıştı.

“Prime Time” denilen akşam programlarında verilen şifreler ve o şifrelerin takibi ile kazanılacak hediyeler… İsmi halen hafızamda, bir noteri meşhur etmişti o ödüller. Ya da Çarkıfelek. Tarık Tarcan’ın çarkıfeleği… En büyük ödül arabaydı ve eğer kazanırsa yarışmacı o arabayı tüm Türkiye mutlu olurdu.

Şarkılar değerliydi. Az bulunur, çok sevilirdi. Yeni kurulan özel yerel radyolara istekler yapılır ve o günün herhangi bir saatine randevu verilirdi. Saat dört beş arası çalacaklar bizim şarkıyı. Zamanla istek verilme saati ile radyoda çalınma saati arasındaki zaman kısaldı. Radyodan kasede kaydedilen şarkılar da farklı bir dinleme alışkanlığı getirmişti.

Çıkanlar albüm değil, kasetti. Doksanlık olanlara özel dolumlar yapılırdı. Dönemin en iyileri bir arada toplanır ve ardı ardına dinlenirdi.

Şarkılar değerliydi. Kartpostallar da.

Her önemli gün öncesinde meydanlar veya sokaklar kartpostal satıcıları ile dolar, uzak mekanlara mesajlar bu kartlar ile gönderilirdi. Zaman alırdı mesajı göndermek ve geri almak. Bu nedenle o özel günün bir müddet öncesinden gönderilmelilerdi muhakkak. Ve her göndericinin el yazısı vardı o renkli yüzlerin hemen arkasında. Eller kalem tutardı.

Ve yine eller telefon ahizesini tutardı. Evin girişinde ayna önü sehpa üzerinde veya bir ankesörlü telefon kulübesinde… Bütün aile oturma odasında televizyon izlerken “zırrr…” sesi ile çalardı o çevirmeli telefonlar. Çevrilen numaraların yerini tuşlar alınca, sesi de değişmişti. Daha yumuşak ve daha ürkütmeden.

Reklamlar çoğalmıştı evet ve gazetelerin reklamı olurdu. Okunması için değil, satılması için. En çok satılanı, en az kupona en cazip hediyeyi vereni olurdu. Bir dönem çok ciltli ansiklopediler, bir dönem porselen tabak, çelik tencereler… Gazetelerin reklamı olurdu, sadece otuzdokuz kupona vereceklerini duyuran…

Oynanan futbol taştan kalelerden halı sahalara taşınırken, futbolun seyri de açık kanallardan şifreli olanlara taşınıyordu. Kahvehanelerdi artık o maçları izleyebileceğimiz mekanlar.

Bir de…

Akşamları iletişim aile arasında kalırdı. Eğer ki misafir yok ise… Akşamını başka evlerin başka odalarına bağlayacak sanal ortamlar yoktu.

Paylaşımını sadece evin diğerleri alırdı.

Ve beğendiklerini yüzlerine yansıyan tablodan anlardın.  

***

Önemli: Anonim değildir. keyfimizvebiz blog sahibi tarafından kaleme alınmıştır ve tüm hakları blog sahibine aittir. Kaynak belirtilerek alıntı yapılabilir.

Reklamlar

12 thoughts on “Az Bulunan Değerlidir: Doksanlar

  1. Hüzünlendim…
    Her şey daha samimiydi. Gönderilen mektuba yanıt beklenirken daha heyecanlıydı. Daha sadeydi her şey.
    Artık sevdiğimiz bir albüm çıkacağında çok heyecanlanmıyoruz, her şeye ulaşması daha kolay ama verdiği tat daha az eskisinden.

  2. haklısın canım, ulaşma süresi kısaldıkça azaldı veridğimiz değer herşeye. nedense çabuk tüketir olduk hem nesneleri hem sevgileri… çocuklarımıza sanal bi dünya kalacak, hiç birini bilemeyecekler malesef :(
    gaa

  3. Evimizde telefon yokken, bazı akşamlar dostları ziyaret etmeye karar verirdi bizimkiler… Özenle giyinip ailece evden çıkar, çoğunlukla epeyce yürüyerek vardığımız evin zilini çalardık uzun uzun. Kapıyı açacak insanlar için hazırladığımız gülümsemeler yavaşça solarken dönüp geldiğimiz yola bakardık. Yürürken terkar gülümsemeye başlardı bizimkiler, ben de önemli olanın hedef değil yolculuk olduğunu anlardım. Şakalaşarak, kısık sesle şarkılar söyleyerek; annemin şeytana davet olduğunu söylemesine karşın biraz da tedirgin, ıslık çalarak eve varırdık.
    O günler aklıma gelince düşündüğüm tek bir şey var. Arabamı ve cep telefonumu seviyorum.

  4. insanlar daha mutlu, daha tatminkar, daha az hırslıydı bence… elde edilen somut şeyler olduğunda, soyut şeyler terkediliyor ve insan yalnızlaşıyor, yalnızlaştıkça da bencilleşiyor… yüzlerdeki gülümseme bile bilgisayar ekranına karşı oluyor…. ama iletişim kurabilmeyi başarabilmek yine de güzel…

    • merhaba Şeydacım, öncelikle teşekkürler yorumların için :) kesinlikle katılıyoruz sana, her şey daha sahici daha güzeldi. ama şu da var ki iletişim çağının getirdiği bir güzelliktir dünyanın taaa öbür ucundaki sevdiklerimize ulaşabilmek :) ne dersin? :)
      gaa

      • evet doğru söylüyorsun, skype sağolsun da, yine de mektuplar gelmesi fena olmazdı, ama olmadı :), bu mesaj gider mi sence? :)

      • :) okuyorsa bizi mesaj gitmeli valla, okumuyorsa ayıp zaten :P
        he he… Alper’le mail atıyorlarmış birbirlerine, alıyorum haberlerini.
        gaa

  5. :) Doksanlara donmek sart oldu galiba… Oturup mektup dosenecegiz artik. Ama, bilgisayar ekrarnina degil, kagida yazip, adrese postalayacagiz, eskiden oldugu gibi. Baksaniza dedikodular iyice ayyuka cikti. :)
    Bu arada, Agirman’cigimin bu guzel yazida bahsettigi ozel cekim kasetlerden epeycesine sahiptim, ve maalesef, Istanbul’da arabaya girip, calacak birsey bulamayan hirsizlar onlari goturmusler, ne yapacaklarsa? Aklima geldikce hala uzulurum…
    Bir de “net saat” olarak “..’e dogru” kavramimiz vardi ki, mesela “8’e dogru” “8’e 20 kala” demekti… :) Ne gerek vardi bilmiyorum, ama bizim aramizda oyleydi…

    • Sevgili Abdullah, o kasetlerin gitmiş olduğuna hakkatten üzüldüm. belki onları çalacak bir cihaz bulamayacaktık yakında ama elime aldığımda içlerindeki şarkıları birer birer sayabilirdim sana.
      Evet, artık kalem tutan ellerle bir mektup yazarsın, bizi de “cc” ye eklersin :) AA

  6. 90 lı yıllarda çocukluğunu yaşamış biri olarak hakkaten okurken herşey gözümün önünden film şeridi gibi geçti. Hissettiğim özlemmi yoksa hüzünmü çözemedim. Bu güzel yazı için teşekkürler.

Yorum Yazmak İster misin?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s