Bir Şey Yazacaktın: Yazdım


“Bir odadaydın. Geniş bir pencere, yamaca tutunmuş cılız ağaçlara açılıyordu galiba. Geceye kalmış iki kuş telâşla havalandı kuru dalların arasından. “Kuşlar da gece uçar mı?” diye düşünmek aklından geçmedi.

Sayfanın başına, tam orta yere hitabı yazdın. Bir leke sağ elinin şehadet parmağı üzerine, daha başlarken bulaştı. Sol elinle lekeyi silmek istedin. Yayıldı. Öbür eline de bulaştı. Aldırmadın. Devam ettin. Hitaptan öteye geçtin.

Parmaklarındaki mürekkep lekesi bu kez kâğıda bulaştı. Yazmak istediğin asıl kelimelerin üzerini örttü. Olumsuzluk ekleriyle kökler arasında acayip oyunlar oynadı. “Gel-me” diye yazacaktın meselâ oysa geriye “Gel” kaldı. “Git-me” yazacaktın, “Git” kaldı.” (Nazan Bekiroğlu) 

*

Bir odadaydın. Sade bir halı üzerinde, rahatça bir koltukta. Vakit çoktan geceye dönmüştü. Loş bir ışığın altında üzerinde bir sayfa, bir hokka, bir de mürekkep şişesi olan sehpayı önüne çektin. Geniş bir pencere, yamaca tutunmuş cılız ağaçlara açılıyordu galiba. Karanlık o manzarayı kapatıyordu. Senin olmayan bu odada, sana ait bir vakti geçiriyordun. Olmayan saatin tik taklarını duydun. Geceye kalmış iki kuş telâşla havalandı kuru dalların arasından. Onları görmedin ama duydun. Kanat sesleri ağustos böceklerinin seslerine karışıp bulunduğun odaya kadar geliyordu. Her kanat sesinde ağaç dalları da hareketteydi. “Kuşlar da gece uçar mı?” diye düşünmek aklından geçmedi. Geceyi onlara bıraktın. Oda sana yeterdi. Nasıl olsa o da senin değildi.

Sayfanın başına, tam orta yere hitabı yazdın. En sevgili ismin hemen önüne. Ey sevgili diyerek. Sayfanın beyazlığını kelimeler ile kirletmek istedin. Bir leke sağ elinin şehadet parmağı üzerine, daha başlarken bulaştı. Önce bir nokta idi. Mavinin en koyusuna sahip. Sonra o nokta lekeye dönüştü. Sol elinle lekeyi silmek istedin. Mecbur hissetmesen de kendini, bunu yapmak istedin. Hesap edemedin. Kağıttan silinmeyen mürekkep elden böyle mi silinirdi! Yayıldı. Hızla. Yine de iki elin, birbirinden mürekkep alma telaşına girdi. Ve sen halen sakindin.  Öbür eline de bulaştı. İlk hangi elinde idi fark edilmeyecek şekilde. Kimin başlattığı belli olmayan bir tartışmanın, tartışan iki insana da ait olduğu gibi. Ağustos böcekleri sustu. Aldırmadın. Kuşların gece uçuşuna aldırmadığın gibi. Koyu mavi renk her iki elinde de cümlelerin müsebbibi olarak kaldı. Senden çıkacaksa bu kelimeler sende de lekesi kalmalı idi. Devam ettin. Hiçbir yerden gelmeyen müziği duydun. Kulaklarının en derininde, hüzünlü bir enstrüman eşliğinde… Dinlemek istemedin, susturdun. Hitaptan öteye geçtin. Bugünü anlatmak istedin. Bütün sahip olduklarını  kaybettiğin günün hemen ertesini. Beceremedin.

Parmaklarındaki mürekkep lekesi bu kez kâğıda bulaştı. Halka halka parmak izini taşıdın sayfalara. Yazının sonuna atılacak bir imzanın yerine. Her bir cümleye kimliğini yazdın. Yazmak istediğin asıl kelimelerin üzerini örttü. Kaleminin yazmak istediğini parmak izlerin sildi. Senden doğan kelimeleri ölmeyecek kimliğin ile örttün. Parmağına bulaşan lekeyi fark etmiştin ama sayfaya bulaştırdığını edemedin. Olumsuzluk ekleriyle kökler arasında acayip oyunlar oynadı. Seninle dalga geçer gibi. Veya senin yazmak isteyip yazamadıklarını söyler gibi. Derin bir nefes aldın, uzun sürdü ama hızla verdin. “Gel-me” diye yazacaktın meselâ oysa geriye “Gel” kaldı. Gel. “Git-me” yazacaktın, “Git” kaldı. Git.

***

Reklamlar

Yorum Yazmak İster misin?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s