Birleşik İtalya’nın İlk Başkenti


Geniş caddeler belli ki zamanında cetvelle çizilmiş. Ağaçlar yolların sınır çizgileri. Baharda yeşilden bir hatta dönüşüveriyorlar. 

Hiç bitmeyecekmiş gibi uzayan caddeler ile caddeleri çevreleyen evler askeri bir görünüm içerisindeler.

Üniformalarını giymiş, isimlikleri düzgün, hazırol vaziyette beklemedeler. İkinci dünya savaşından henüz çıkmışcasına bir durgunluk var üzerlerinde.

Tarihi merkezinde gri taş binalar, dışarıya doğru ise kiremit rengi tuğlalar ile örülü evler… Uzunca sürerse onlarla yaşamak kasvet kaçınılmaz.

Binalar aynı… Renkler aynı…

Şehre hakim olan bir disiplin var, hissetmemek imkansız. Hangi köşeyi dönsen sanki yine başladığın yerdesin.

Bitti dediğin caddede, aynen yeniden başlıyorsun.

Bir girdabın içinde, şehir bütün aynılığı ile seni sende boğuyor.

Ta ki Po Nehri‘nin kenarına ulaşıncaya kadar. Baskın taş binalar yerini doğaya bırakıyor. Militan görüntü sivil direnişe yeniliyor.

Cetvelle çizilmiş değil, nehrin kıvrımlarına göre kıvrılan yollar var artık.

Akan su ferahlık katıyor, onu çevreleyen ağaçlar, Parco Valentino ve hemen öte yakasındaki yeşil tepeler Torino‘ya nefes veren bölge oluyor.

Po‘yu bir kenarından diğer kenarına bağlayan tarihi köprüler estetik bir güzellik katıyor.

Bu bölge şehre ruh veriyor.

*

IMG_9907 

 

Üç yüz yıl öncesinin sarayları ve o sarayların çevrelediği devasa meydanlar… Birleşik İtalya, bu şehirde doğuyor. Kral Vittoria Emmanuel, 1861 yılında kurduğu İtalya Krallığı‘na başkent olarak Torino‘yu seçiyor.

XVI. yüzyılda Savoy Hanedanlığı‘na da başkent olan Torino için kralların şehri olmak İtalya ile başlayan bir durum değil. Şehrin merkezindeki Palazzo Reale (Royal Palace), XVI. yüzyıldan itibaren Savoy Hanedanlarının yaşam alanı oluyor.

Royal Palace önündeki meydan Piazzo Castello‘dan başlayarak Porta Nuova‘ya (Gar) doğru yürümek tarihi şehrin dokusunu yaşamak için ideal.

Bu iki noktayı birleştiren Via Roma, şehrin cazibe mekanı. Geniş karo taşların bürüdüğü yollar, kaldırımlar, dükkanlar… Via Roma’nın tam ortasında Piazza San Carlo, dört tarafını yüz yıllık taş binalarla çevirmiş bir meydan. Tam ortasında durup tarihte bir git-gel yapmak gerek.

Yürümek lazım bu yolu, bir baştan diğer başa. Sonra tekrar başladığın noktaya.

*

Şehrin simgesi, Piazza Castello’ya yürüyüş mesafesindeki Mole Antonielliana.

İtalya’nın kuruluşundan hemen sonra inşaası başlıyor ve aslında Sinagog olması planlanıyor. Ama olmuyor, önce Kuruluş Müzesi ve sonra Ulusal Sinema Müzesi olarak faaliyet gösteriyor.

Taş binaların oluşturduğu betondan denizin tam merkezinden yükseliyor.

Torino ona hakim, o Torino’ya. Superga da olmasa…

Torino, Mayıs 2012

***

Reklamlar

Yorum Yazmak İster misin?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s