Kaş’a Dair…


Bir kaç yıl önce günübirlik bir ziyaret ile tanıdığım Kaş‘a bu sefer kalıcı maksatla gidiyoruz. O günden aklımda kalan, yokuşa kurulmuş bir şehir ve taşlı sahil.

Malum, arabayı serviste bıraktık otobüsümüz(!) ile gidiyoruz Kaş’a. Ben bir yakadan, O diğerinden…

Benim taraftaki elli kişilik otobüsün yolcularını, üç koltuk haricinde, Fethiye’de bırakıp virajı bol deniz manzaralı yolumuzdan Kaş’a ilerliyoruz. Yanlış seçim mi bizimkisi acaba!

Nedense maki beni mutlu etmiyor. Yeşilin keyfini vermiyor o bodur çalılıklar. Aynı manzarayı her virajı alışımızda tekrar yaşamak da ayrı bir dert. Denizin mavisi tek tesellim.

Terminalden yürüyerek ulaşıyoruz otelimize. Sıcak bir karşılama, misafirperver bir yaklaşım. Konumu itibariyle seçtiğimiz Bilgin Otel, bu tutumu ile bizi memnun ediyor.

  Küçük ama zengin bir şehir Kaş. Merkezinde kaldığımız için akşamları her durağımız yürüyüş mesafesinde kalıyor.

Liman kenarında bir meydan, meydana nazır lokantalar ve Noel Baba Kafe. Aynı meydana çıkan birkaç küçük sokak. Rengarenk. Her bir sokakta hediyelik eşya dükkanları, otantik ve estetik döşenmiş başka lokantalar.

Yokuşun aşağısından daracık sokağa bakıp renk cümbüşünü görmek ayrı bir keyif. Sokağın sonunda, tepede Kaş’a simge olmuş Likya dönemine ait (MÖ IV.yy) bir lahit ayakta bizi bekliyor. Figürler, kabartmalar ve Likya dilinde yazılmış yazıtların dibine minder atmış abiler akşam vaktinde çaylarını yudumluyorlar. Dün ile bugünün sentezi.

                                         

Kediler geziyor sokaklarda; uyuyorlar, esnafla muhabbetteler, damdalar. Köpekler  meydanda çocukların arasına karışıyorlar, bazen kendi aralarında kavgaya tutuşuyor bazen çocukların oyuncağı oluyorlar.

Kediler ve köpekler her yerdeler. Nice dükkanın girişinde onların bakımı adına bağış toplayan kutular var. Onlar Kaş’ta ayrı bir dünyadalar.

                                  

Bir yandan karo taşlı yollarda geziniyor bir yandan da karnımızı doyurmaya mekan arıyoruz. Karşımıza Sempati Restoran çıkıyor. Türk mutfağından seçmeler sunarız, diyor tabelasında. Yine misafirperver bir işletmeci, yemeklerin lezzeti ve sunumu harika. Renk cümbüşü sokakta lezzet durağındayız. Erikli‘nin yeni şişesi ile o mekanda tanışıyoruz.

Kaş, tekne turu ve dalış için tercih edilebilir bir bölge. Tamam, özellikle tekne turu için Kaş’a gelen yoktur ama dalış için gelen mutlaka var. Biz dalışı es geçip, Kekova koylarında gezintiyi tercih ediyoruz.

                                    

Kaş’tan Kekova turlarına gitmenin iki yolu varmış, öğrendik.

Birincisi -olağan manzara- limandaki teknelerin başında bulunan sahipleri akşam gezintisine çıkan ziyaretçilerden müşteri kapmaya çalışıyor. Bölgenin yerlisi işletmeciler “Teknemizin zemini camdan”, diyorlar batık şehri daha iyi izleyebilmemiz için. Kaş’tan alıp tekne ile Kekova’ya götürüyorlar. 

İkincisi, limanda değil ama karşısındaki dükkanlardan müşteri toplayan acenteler. Genç ve büyükşehirlerden gelmiş üniversiteliler işin pazarlığını yapıyor. Saklıkent turları da bu acentelerden sağlanıyor. “Biz” diyorlar “buradan klimalı dolmuşlarımızla sizi Kekova’ya götürüyoruz ve oradan tekne turuna başlatıyoruz. Diğerlerine göre bir saat daha fazla denizden faydalanıyorsunuz.” Fiyatları bir çıt daha yukarıda.

Mavi Kaş acentesini seçiyoruz ve Kekova’dan tura katılıyoruz.

                                     

Tekneden balıklama atlayanlardan olmadım hiç, her koyda merdivenden inip denizle buluşan oluyoruz. Sıcaktan bunalmış bedeni serin su ile buluşturmak ne güzel. Bir de ayakların zemine değmemesi; derinlik hissi. Sonu olsa da sonsuzmuş gibi o derinlik.

Denizin yüzeyinden kayıp giden kanolar, binlerce yıl öncesinden bir mezar başında tarihi pozlarını veriyorlar.

Her ne kadar arabamızı bırakıp gelmiş olsak da yaklaşık bir saat mesafedeki ünlü Patara Plajı’na da uğramadan Kaş’tan ayrılmayalım istiyoruz. Dolmuş ile yola koyuluyoruz. Plaj girişindeki tabela bizleri uyarıyor, “gündüzleri sizin kullanımınızda olan bu plaj geceleri caretta carettalara kucak açıyor”. İnce kumlu plaj kilometrecelerce uzanıyor.

                                   

Kaş’ın en meşhur plajı Kaputaş. Kaş Fethiye yolu üzerinde gözümüze ilişen bu plajda şezlong ve şemsiye yok; araç camından seyreyleyip gidiyoruz.

Şehrin merkezine yakın Akçagerme ise Turizm Otelcilik işletmesinde olan mavi bayraklı bir plaj. Taş sahil ve temiz, dalgasız bir deniz. “Grange” denize karşı iyi gidiyor.

Akdeniz’in bu küçük şehrinde tatil verimli geçiyor. Seçimimiz doğru imiş…

***

2 thoughts on “Kaş’a Dair…

  1. Kaş en çok merak ettiğim yerlerden ama virajlı yolu, kayalık olması beni biraz tedirgin ediyor. Çocuk büyüsün öyle diyoruz bu sebeplerden ötürü. ama fotoğraflara bakarken gezmiş kadar oldum. güzel yerler..Akdeniz’in en güzel tarafı hiç üşümeden denize giriyorsun. Patara Plajını çok beğendim. Çocuk için de güzel.Tatile bakışımız bir süre daha böyle :)

    • hatice’cim, cidden yolu çok yorucu. çocuk ile muhakkak bir çıt daha yorucu olacaktır. biz yine de çok sevdik, çok şirin, çok güzel bir yerdi.Patara plajı da aynen dediğin gibi çocuk için çok uygun. Edacık biraz daha büyüsün siz de gidin muhakkak :)
      gaa

Yorum Yazmak İster misin?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s