Mrs. Dalloway – Virginia Woolf


1925 yılında yazılmış bir roman elimde. Kapak tasarımı hoşuma gidiyor, Kırmızı Kedi Yayınları’ndan çıkmış. Mavi renkli kapağını çevirdiğimde, yine mavi renkte boş bir sayfa çıkıyor karşıma. Sebebini bilmiyorum ama yine hoşuma gidiyor. Bir kitap dış tasarımı ile değerlendirilmez tabi ki fakat bu sunum beni cezbediyor.

Kapakta bir bayan fotoğrafı. Hemen üzerinde iki isim: altta Mrs.Dalloway, üstte ise Virginia Woolf. Fotoğraf yazara, yani Woolf’a ait.

Bilinç akışı tekniğininin en önemli temsilcilerinden olduğunu öğrendiğim Virginia Woolf’u tanımak adına, onun en tanınmış ve beğenilmiş romanını, Mrs.Dalloway’i alıyorum ve okuyorum. Modern İngiliz Edebiyatı’nın önemli temsilcilerinden Woolf, klasik anlatımdan uzak bir tarza sahip.

*

Clarissa Dalloway’in, akşamında geniş ve saygın çevresine parti vereceği bir gününü okuyoruz romanda. Roman bir günde geçiyor ama bilinç akışı ve geriye dönüş teknikleri ile zamandan koparak okuyoruz.

Üç ana karakterin etrafında yazılıyor hikaye. Clarissa Dalloway, onun gençlik arkadaşı (resmiyete dökülmemiş sevgililik hali) Peter Walsh ve Dalloway ile hiç karşılaşmamış savaş gazisi Septimus Warren Smith.

Ağırlıklı bu üç ana kahraman olmak üzere, romanda adı geçen her isim bolca düşünüyor. Yazar o düşünceleri kelimelere dönüştürüyor ve okura sunuyor.  

Clarissa, parlemento üyesi Richard Dalloway’in eşi, her ne kadar aristokrat bir hayat yaşıyor olsa da akşamında vereceği parti için gerekli olan çiçekleri almaya kendisi çıkıyor. Çünkü, Londra sokaklarında yürümeyi seviyor.

1923 yıllının Londrası. Cockspur Sokağı’ndaki Dent mağazasının önünden geçiyor Clarissa (araştırdım, bugün de aynı sokakta Dent mağazası var).

“Güneşi gölgeleyen bir bulut gibi sessizlik çöker Londra’ya; ve gönüllere. Çabalar biter. Zaman, yelken direğinde çırpınır. Orada dururuz; orada kalırız. Kaskatıyızdır, insanın bedenini sadece alışkanlıkların iskeleti dik tutar.”

…insanın bedenini sadece alışkanlıkların iskeleti dik tutar…

Peter Walsh, belki de dile getiremediği aşkı yüzünden İngiltere’yi terk ediyor ve Hindistan’a yerleşiyor. Mektuplar yazıyor Clarissa’ya. “Peter’ın mektupları son derece sıkıcıydı, insan onun söylediklerini hatırlıyordu sadece.” Parti gününde dönüyor Londra’ya ve Clarissa’yı ziyaret ediyor. Partiye davet ediliyor.

Septimus, Birinci Dünya Savaşı’nda İtalya cephesinde yer alıyor, yaralanıyor ve orada tanıştığı Lucrezia ile evleniyor. İngiltere’de yaşamaya başlıyorlar. Fakat Septimus’ta delilik göstermeye başlıyor, intihara meyilli bir kişiliğe dönüşüyor. Yine de sorunu aşacak yollar arıyor.

“Güzellik der gibiydi dünya. Ve bunu kanıtlamak istercesine (bilimsel olarak), nereye baksa, evlere, parmaklıklara, çitlerin üzerine yayılan ceylanlara, nereye baksa, bir anda güzellik fışkırıyordu oradan. Bir yaprağın rüzgarda titreşmesini seyretmek müthiş keyifliydi. Gökte kırlangıçlar hızla geliyor, dönüyor, yükselip alçalıyor, sanki lastik bantla tutturulmuşlar gibi kontrollerini hiç kaybetmeden durmadan dönüyorlar; ve yükselip alçalan sinekler; oyun oynar gibi kah bu yaprağa, kah şuradakine vuran, değdiği yeri keyif alarak, yumuşacık altın rengiyle kamaştıran güneş… bütün bunlar, insana dingin ve mantıklı gelseler de sıradan şeylerden oluşsalar da gerçeğin kendisiydi şimdi; güzellikti, şimdi gerçek buydu. Güzellik her yerdeydi.”

*

Onlarca ayrı karakter var kitapta. Bazen onları takip etmekte zorlanıyorum. Acaba daha önce okuduğum bir karakter miydi yoksa ilk defa mı karşıma çıkıyor, sıkça bu soruyu soruyorum.

Fakat ne kadar az yer aldıklarına bakmaksızın tamamının okuyucu ile paylaşacağı düşünceleri oluyor.

Virgina Woolf, kahramanı Septimus‘a güzellikleri göstererek onu intihardan kurtaracak mı? Okumak isteyenlere bırakayım.

Ne yazık ki kendisi eşine yazdığı bir mektup sonrası intihar ediyor.

Son yazdıkları diyor ki:

“…Hayatımdaki bütün mutluluğu sana borçlu olduğumu söylemek isterim. Bana karşı inanılmaz sabırlısın ve iyisin. Şunu söylemek istiyorum -aslında bunu herkes biliyor- eğer biri beni bu durumdan kurtarabilecek olsa bu sen olurdun. Her şey beni terkedip gitti ama senin iyiliğin hep benimle kaldı. Artık senin hayatını mahvetmeyeceğim. Kimse bizim seninle mutlu olduğumuz kadar mutlu olamazdı.
V.” 

***

Reklamlar

6 thoughts on “Mrs. Dalloway – Virginia Woolf

  1. Elif safak in en cok bahsettigi kadin yazardir. siyah sut kitabinda da olum seklinden bahseder. hep bir kitabini okuyup tanimak istemistim. yazin ilham verdi. eline saglik :)

      • Mahrem’ le ilgili yazı ve yorumlarını çok merak ediyorum umarım en kısa zamanda yazarsın :) Bu arada okudun mu bilmiyorum ama yeni bitirdiğim Livaneli’ nin Serenad’ ını ve aylar önce başlayıp yeniden gündeme aldığım Coelho’ nun Kazanan Yalnızdır’ ı şiddetle tavsiye ederim. :)

  2. Çok güzel bir yazı, eline sağlık! Ben de birkaç ay önce okumuştum, bilinç akışı tekniğini en iyi uygulayan yazarlardan, insan karakterlerin beynine girip onlarla yaşamaya, düşünmeye, duygulanmaya başlıyor. Okuması hem yorucu, hem de keyifli bir kitap. Ardından William Faulkner’in Ses ve Öfke’sini okumuş ve nakavt olmuştum…

Yorum Yazmak İster misin?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s