Kazanan Yalnızdır – Paulo Coelho


Kazanan Yalnızdır

Simyacı ile Şeytan ve Genç Kadın‘ı okuduğumda Paulo Coelho‘nun mistik tarafı hoşuma gitmişti.

Her iki romanında da sadece öyküyü anlatmakla kalmamış vermek istediği mesajı romanın bütününe başarılı bir şekilde yayarak beni etkilemişti. Simyacı’daki, doğu kültürüne de meraklı olan Coelho’nun bizden esinlenip de roman kurgusuna yerleştirmiş olduğu bir mesajdı. Güzellikler kendi bahçemizde, görmesini bilene.

Son romanı Elif ile ufak da olsa bir hayal kırıklığı yaşamıştım. İlginç bir hikayeyi kurgulamaya çalıştığını ama bunu tam anlamıyla başaramadığını; yine de sürükleyici anlatımı ile sıkılmadan bir çırpıda okuduğumu söyleyebilirim, demişim onu anlattığım yazımda.

Kazanan Yalnızdır, tavsiye üzerine okuduğum bir Coelho kitabıydı. Bu sefer mistik bir öykü değil anlatılan fakat kitabın bütününe yayılan mesaj yine mevcut. İsim de bunun habercisi: Kazanan Yalnızdır.

Cannes Film Festivali’ndeki bir tam gün anlatılıyor romanda. Bölüm geçişleri de zamana özellikle vurgu yapılarak sağlanıyor. 03:17 başlığı ile başlayan roman 01:55 son başlığı ile tamamlanıyor. Tabi ki anlattığı saat ile sınırlı kalmıyor, geri dönüşler ile anlatım zamanı genişliyor.

Rusya’da telekom şirketi sahibi multimilyarder İgor, dünyaca ünlü modacı Hamid, büyük filmlerde rol alma hayali ile dolu Gabriela, Belçika’da mankenliğe başlamış ve hızla zirveye doğru yol alan Jasmine… Cannes bu baş kahramanların hikayelerinin kesiştiği şehir oluyor.

Yazarın deyimiyle her biri Süpersınıf’a ait bu isimler büyük hayallerin peşindeler. Ve büyük hayalleri gerçekleştirmek için de kendileri gibi Süpersınıf’a ait insanların bir araya geldiği Cannes Film Festivali kaçırılmaz bir fırsattır.

Romanın bütününde var olan cinayetler, Kazanan Yalnızdır’ı asla bir polisiye romana çevirmiyor. Nitekim kitap boyunca aradığımız katilin kimliği değil. Onun için cinayet işlemek sevdiğine seslenmekten başka bir şey değil.

Kitabın anlatımını ikiye ayırabiliriz.

Birinci bölüm kesinlikle belegesel tadında. Olayların akışını, diyalogları, eylemleri okumuyoruz ama bolca, yazarın dilinden süpersınıf insanlarının mesleklerine veya başka türlü ayrıntılara odaklanıyoruz. Film yıldızı olduğun vakit kimliğini de bırakıyorsun. Artık senin için oluşturulmuş olan hayatı yaşamak zorundasın.  

İkinci bölümde belgesel yerini filme bırakıyor, diyaloglar ve olaylar ön plana çıkıyor. Karakterleri ve içinde bulundukları dünyayı birinci bölümdeki belegesel tadındaki anlatım ile iyice özümsediğimizden ikinci bölümün geriliminde keyifle ilerliyoruz.

Ve sona geldiğimizde kazananın yalnızlığı ile baş başa kalıyoruz. 

Kitaptan alıntılarla yazıyı sonlandıralım. 

  • O kadar ileri gittiğinde hiçbir şeyi feda etmek istemiyorsun. Her zaman tırmanılacak yeni bir dağ çıkıyor. İkna edilecek ya da kafası ezilecek bir rakip mutlaka bulunuyor.
  • Ayna mükemmel yansıtır; hiç hata yapmaz, çünkü düşünmez. Düşünmek, hata yapmak demektir.
  • Renklerin rasgele seçildiği zannedilir ama her rengin amacı farklıdır. Beyaz saflığı ve namusu simgeler. Siyah insanı ürkütür. Kırmızı şaşırtır ve felç eder. Sarı dikkat çekicidir. Yeşil her şeyi sakinleştirir ve ufku açar. Mavi yatıştırır. Turuncu kafa karıştırır.

   ***

Yorum Yazmak İster misin?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s