Keyfe Limon #2

Üzerimdeki Fenerbahçe forması bir saatlik halı saha yorgunluğunu taşıyor. İzmir yolunda, arabanın sürücü koltuğunda eve doğru ilerliyorum.

“Adele” çalıyor.

“Set Fire to the Rain”.

Ve acı bir fren sesi. Aynalarda görebildiğim bir şey yok ama bir tehlike geliyor, farkındayım. Ses çok yakında.

Ayağımı hafifçe gazdan çekiyorum o tehlikeye hızlı yakalanmamak için ama başımı sol yana çevirdiğim an (kör noktayı görmem lazım) kontrolünü kaybetmiş bir aracın spin atarak üzerime doğru geldiğini fark ediyorum.

Ondan kaçmak adına tekrar gaza basıyorum, yetmiyor.

Arka tampon ve çamurluktan aldığım darbelerle ben de dönmeye başlıyorum. Direksiyonu bırakmıyorum (emniyet kemerim takılı, her zaman olduğu gibi), istikametim değişiyor, yüz seksen derece dönmüş durumdayım.

Son fren ve duruyorum. Trafik hemen yanımdaki şeritlerden halen akıyor.

Kızgın bir şekilde iniyorum arabadan.

Diğer arabadan ise dört kişi, korkmuş, şoke olmuş bir vaziyette iniyorlar.

On altı yaşında, ehliyetsiz bir çocuk diğer aracı kullanan!

O hızda o darbelerin arasından bir sıyrık dahi almadan çıkıyorum ya…

Çok şükür.

***

Keyfe Limon #1

Ankara 7. Cadde’de, uzun yıllardır bildiğim ve hayatımın ilk nargilesini içtiğim kafeye bir haftasonu ziyareti gerçekleştiriyoruz.

Yanyana oturabileceğimiz koltukları barındıran bölümler dolu.

“Boşaldığında geçebilir miyiz?” cümlesi ile kendimize geçici bir mekan aradığımızı dile getiriyoruz. Görevli arkadaş, “haftasonları yoğunluktan dolayı o bölümlere iki kişi almıyoruz” diyor.

Ama görüyoruz ki iki farklı masada ikişer kişi oturuyor.

“Onlar?” diyorum.

“Sabah dokuzdan beri buradalar, kaldıramadık” diyor.

Pekala diyerek sinemize çekiyor ve karşılıklı oturabileceğimiz bir masaya geçiyoruz.

Bir müddet sonra boşalan masaya oturan iki kişiyi de aynı gerekçe ile kaldırıyorlar. Durumları bizden de kötü, oturup kalkıyorlar.

Ama bir müddet daha sonra başka iki kişi hiçbir engel ile karşılaşmadan o koltuklara oturuyor ve kalıyor.

Görevli arkadaşı çağırıyorum.

“Ne iş?”.

“Mahmut Bey mi? Onlar dört kişi olacak”.

“Mahmut Bey tanıdık galiba !” diyorum. Dört kişi olmasına da gerek yok.

“On beş yıldır her gün buraya gelir” diyor.

Hesabı istiyoruz.