Yedi Not: Alaçatı Sokakları

Alaçatı - Köşe

  1. Hacı Memiş sokakta gece gezintisi.Ne kadar geçmişi var bilmiyorum ama daha önce bu sokağa hiç uğramamışız.  Sanırım Alaçatı’nın en sosyetik sokağı burası. Yıkıntı bir köy evinin bahçesine kurulmuş restoran ise sokağın zirvesi. Gecesinde bu denli baskın sokağı gündüzünde tanımak mümkün değil. Gün doğdu mu sokak uykuda…
  2. Mekan isimleri çoğunlukla Türkçe seçilmiş.Neden böyle tercih edilmiş? Mekan isimleri çoğunlukla Türkçe. Ne güzel. Cumbalı Avlu, Tuval, Keyifte, Eflatun, Rengarenk vs…
  3. Veli Usta’da dondurma.Benim tercihim burası. Klasik damla sakızlı dondurmasına ilave bal badem. Serinlik ve lezzet bu.
  4. Çay Ocağı.Arabayı park ettiniz, değirmenler tarafından Alaçatı’ya giriyorsunuz. Ama yürüyüşe başlamadan evvel ‘çay ocağı’nın tahta sandalyelerine oturup demli bir çay içmekte fayda var. Sonra nasıl olsa sokaklar sizin.
  5. Damla sakızlı un kurabiyesi ve lor peynirli portakallı kurabiye.İnsan kalabalığının arasında seyrederken, Kumrucu Kale köşesinde bir mola vermek de mümkün. Fil stüdyosu tadında bir köşeyi izlerken, damla sakızlı un kurabiyesi ve lor peynirli portaklallı kurabiyeleri tatmak ne güzel. Yanında yaz sıcağının ferahlatıcısı ev yapımı limonata.
  6. Müzikler birbirine karışmıyor.Meyhaneler, restoranlar, ıvırlar, zıvırlar… her biri kendisinin şarkısını veriyor müdavimlerine. dış duvarlarına tutturulmuş bir hoparlörden sınırlı bir şiddetle o mekanın müziği. Bir diğeri onun müziğinden habersiz.
  7. Sokak sonunda bir köy evi ve sokağı izleyen çift.Alaçatı’nın her biri muhtemel ki en profesyonel mimari tasarımcıların elinden çıkmış mekanları ile dolu sokak tam da burada bitiyor. Solda bir köy bakkalı. Ve sokağın bittiği noktada döküntüsü ellenmemiş  tek katlı bir köy evi. Bahçesinde ince demir ayaklı bir masa. Masada oturan atletli bir adam. Yanında karısı. Bahçesine gerilmiş ipte asılı çamaşırlar. Adamın terliğinden çıkmış ayağı sandalyede, diğeri yerde… Elinde çay bardağı, sigarası küllükte, “sen bende son bulacaksın Alaçatı” dercesine uzun sokağa derin derin bakıyor.

***

Reklamlar

Rüzgarın Kenti Alaçatı

Rüzgarın kenti olarak anımsıyorum onu hep. Rüzgar bu kentte doğmuş olmalı ki en eski çağlarda değirmenler bu nedenle bu kente dikilmiş.

Bu nedenle modern zamanların rüzgar santralleri ilk olarak bu kente inşa edilmiş.

Bu nedenle denizden sadece yüzmek ve serinlemek için değil de dalgalarından faydalanmak bu kente mahsus olmuş. 

**

Tarihi değirmeni başlangıç yaparak kente giriyoruz. Fakat şunu belirtmek gerekir : sonradan göreceğimiz Alaçatı ile sembolik değirmenin birbirinden çok farklı miktarda ilgi gördüğünü üzülerek farkediyoruz. Bu tarihi değirmenin etrafı öylesine bakımsız kalmış ki…

Rüzgarın kenti Alaçatı turizme kucak açmış. Restore edilmiş taş evler tüm şirinliği ile yerli turistlere mekan oluyor. Yabancı turist görmek neredeyse imkansız. Muhtemeldir ki “herşey hariç” yabancıya sempatik gelmiyor.

Uzunca bir sokak, sağlı sollu revizyon görmüş mekanları ile ziyaretçilerini ağırlıyor. Hangi binayı hangi açıdan fotoğraflasak diye tereddütler yaşıyoruz. Çekilen her bir kare sanki en iyisini ıskalamışız hissi veriyor.

Sokaklarına masalar atılmış, daracık sokaklar daha da daralmış. Her biri farklı renklerde boyanmış pencere ve kapılar, sokak üzerini ustaca örtmüş sarmaşık dallar.

Gündüzünde terkedilmiş bir güzellik olarak duran restoranlar akşam vakitlerinde olanca hızıyla doluyor. Yürüyenler olarak, masada oturanları izlemek bir estetik katarken masada oturanlar için durum nedir, bilemiyoruz.

Haşmet Babaoğlu’nun “güzel şeyler”inden hatırladığımız mekanlar gözümüze çarpıyor. Bir kaç yıl öncesine kadar sıradan bir köy kahvesi olan mekanların nasıl Avrupai kafelere dönüştüğünü görüyoruz. Öğreniyoruz ki köylüler yok denecek kadar az bir paraya mülklerini “geleceği gören yatırımcılara” satmışlar.

Alaçatı’nın arka sokaklarını da muhakkak gezmek gerekli. Butik otellere dönüşmüş binaların olduğu arka sokakları değil, diğerlerini. Dünyası bir anda değişiyor. O ünlü sokağın hemen 20-30m gerisinde amcalar, teyzeler kapı önlerinde her köyde görebileceğimiz muhabbetin içindeler. Acaba ne histeler?

Köy Camii de Alaçatı’ya uygun mimari ile revize edilmiş. Hemen yanıbaşında sedirden mekanlar ve hediyelik eşya satan tezgahlar. Avrupai kafelerini gezmek güzeldi ama dinlenmeyi şark usülü yapıyor ve sedirlerde nargile keyfi yaşıyoruz. Taze demlenmiş çayımızı ihmal etmeden.

Yurtdışı gezilerde karşılaştığımız canlı heykelleri bizden mekanlarda ilk olarak Alaçatı’da görüyoruz.

“canlı mı o?” , “yok, değil…” , “canlı canlı, hareket etti”

“Hürriyet En İyi 10 Dondurmacı” listesine 2009 yılında 6. olarak girmiş “Veli Usta”dan sakızlı dondurma alıyoruz. Akşam serinliğine tatlı bir katkı yapıyor. Fakat ondan daha lezzetli beşten fazla mekan sayabilirim.

Haşmet’in tavsiyesi “Can Pastanesi”ni arıyor gözlerimiz fakat bulamıyor. Önerilen meyveli dondurmaları deneme fırsatı bulamıyoruz.

“Kumrucu Şevki”de kumru yiyor, “Kumrucu Kale”den damla sakızlı kurabiye alıyoruz. Çay ile kurabiye güzel bir ikili oluyor. Her gidişte muhakkak denemeli. Her tat güzel de en çok suların “Erikli” olanını özlüyoruz.

Rüzgarın kenti Alaçatı, bütün mekanlarıyla bize görsel bir keyif yaşatıyor.

***