köyde sabah

Adatepe

Kaz Dağlarının eteklerinde bir köy, gün henüz doğmuş.

Horozlar uyandırıyor bizi yeni başlayan güne. Birbiri ardınca ötüşmeler, bir muhabbettir gidiyor siyah kazaklı ibibik ile beyaz kazaklı ibibik arasında.

Köyün ilk durak noktası çınar ağacının altında, rengarenk sandalyeler ile dizili masalar henüz boş, sabah esintisini kare desen örtülerinde hissediyorlar. Sıcaklığı etkisiz bir güneş yüzüme vuruyor. Kahvehaneyi güne hazırlayan köy delikanlısı elinde kürek ve süpürge ortalığı temizliyor.

İşte tam burada, Kaz Dağlarının bu noktasında içime çektiğim her nefes bir dolu oksijen…
Birkaç horoz, kahvehaneyi hazırlayan bir genç ve bir de ben, sabahın erken saatinde çınar ağacının altında, köy meydanındayız.

Birazdan çay kaşıkları ince bellilere vuracak, ismini minnoş ve pırtık tekir koyduğumuz kediler sırnaşa sırnaşa masalara yanaşacak, ağaçların yüksek noktalarında kuşlar ötmeye devam edecek, uzaktan belki kuzu sesleri gelecek.

Köyde sabah aslında hiç de eski bir yaşanmışlık değil.

Bugün, aynen dün olduğu gibi ve yine yarın olacağı gibi Adatepe’de tekrar tekrar yaşanacak.

***

Reklamlar

Kaz Dağları’nda Adatepe

Güneş baharın güneşi. Gözler kamaşıyor ve ne hikmetse baharın henüz ikinci gününde insan güneşten kaçacak bir gölge arıyor.

Köyün meydanında yeni yeşillenmiş ağacın dalları altında, tahta masanın kenarına, sedire bırakıyoruz kendimizi. Öğle çayı istiyoruz, etraf sakin. Bir de gözleme; patates ve kaşarı karıştırayım diyor yaşlıca amca.

Adatepe, Kaz Dağları’nda SİT alanı ilan edilen oksijeni bol bir köy. Çam ve zeytin ağaçları ile dolu köyün harap evleri yakın zamanda restore edilimiş ve halen bir kısmında restorasyon devam ediyor.

Köyün taşlı yollarında ilerlerken yerleşik insan görmek nadiren mümkün. Bunu sokaklarda göremediğimiz çocuklardan anlıyoruz. Konuklar bu dağ köyünün nüfusuna katkı sağlıyor.

Gazetemizi okuyor, çayımızı içiyor ve gözlememizi yiyoruz. Serin bir köy ayranı, neden olmasın.

Köyün en son noktasına ulaşıldığında, papatyaların fışkırdığı çayırdan yeşil yamaçlara ve Ege’nin mavi sularına dinlediren bir bakış atılıyor.

Boz renkte taşlar ile restore edilmiş evler yamaca dizilmiş. Köyün tam karşı yakasından, Zeus Altarı‘na giden ağaçlı yoldan bakıldığında, kusursuz bir tablo gibi duruyor Adatepe.

“Ama o Zeus’u da görüyordu/ çok pınarlı İda’nın en yüksek doruğunda /

görünce de korku kaplıyordu yüreğini…/Hera dosdoğru yürüdü Gargaros doruğuna,

İda’nın en yüksek tepesiydi bu” İlyada/Homeros

Homeros‘un İlyada‘sında İda’nın en yüksek tepesi olarak geçen Zeus Altar’ı, muhteşem bir manzarayı bize sunuyor. Altınoluk ve uzun Ege Sahili. Ayvalık ve adaları. Midilli ve masmavi Ege Denizi…

Üzerine sevdalı sözler ile isimler karalanmış Altar ise sadece ve sadece o manzarayı seyretmenin bir bahanesi oluyor.

***