Yalnızlar İçin Çok Özel Bir Hizmet

image

Yalnız bir adam Mirat Alsan.

Artık kendini yenileyemiyor olması gerekçe gösterilerek çalıştığı üniversiteden emekli olmaya zorlanıyor. Kırk dokuz yaşında.

Onu arada sırada arayan tek insan kız kardeşi. O da yalnızlığına çare olamıyor. Emekli olduktan sonraki ilk iş senelerce hiç değiştirmediği ceketini çöpe atmak ve yerine yeni bir ceket almak oluyor.

Sonra bir ilan görüyor. “Yalnız mısınız?” diye soruyor ilandaki metin. Öyle ise sunduğumuz hizmet tam size göre.

Yalnızların zihnine ölmüş insanları yerleştiriyor bu şirket. Ölmüşler bir beden buluyor, yaşayan da yalnızlığını yeniyor bu sayede.

Zihnine aldığı insanın anılarını, o andaki duygularını, hissayatını da alıyor yaşayan beden. JANUS.

Bir bakıma “Black Mirror” dizisine gönderme bir roman okuduğum. Her şey tam bugüne ait gibiyken çok öte bir kurgu senaryoya ilişiyor ve aslında öz o oluyor.

Kişilik bölünmesi olmasın aslında JANUS’un yaptığı? Yalnızlığınızı sizi başka bir insana dönüştürerek yeniyoruz.

Artık hem sizsiniz hem de başkası.

***

Reklamlar

Bu Kitabı Çalın – Murat Gülsoy

Yaratıcı yazarlık eğitimleri veren bir isim Murat Gülsoy. Yeni yazarlar kontenjanımdan Bu Kitabı Çalın öykü kitabını aldım elime ve dört tarafı denizlerle çevrili bir mekanda bir çırpıda okuyuverdim. Farklı tarzda çalışmaları, deneysel öyküleri ile olağan yazarlıktan farklılaşıyor Gülsoy (Bir Şey Yazacaktın: Yazdım ondan esinlendiğim bir yazı idi).

On iki öyküden oluşuyor kitap. Bu Kitabı Çalın ilk öykünün ismi.

Yazarın Belleği adlı öykü kurgusu ile diğerlerinin içerisinden sıyrılıp bir adım öne çıkıyor. Yazılan bir öykünün dilinden yazma sürecini dinliyoruz. “Neyi beklediğimi, kimi beklediğimi, kim olduğumu, hangi durumların yolumu gözlediğini bilmeksizin bekliyordum. Ta ki bu satırların yazarı beni yazmaya başlayana dek.” Bu cümleleri yazım sürecindeki öykü anlatıyor bize. Onun dilinden okumak hem ilginç hem de keyifliydi. “Biliyorum, ben bana bakıldığında, okunduğumda var olabiliyorum sadece.”

Duygusal yönü yoğun olan metinler değil okuduklarım. Bunu olumsuz anlamda söylemiyorum, yazarın da zaten öyle olmalı şeklinde bir derdi yok. Çoğu zaman sıradan olayların detaylı bir şekilde irdelenmesi var öykülerde. Ve neredeyse tamamında oldukça başarılı olay kurgusu…

Örneğin, Kayıp Eşyalar Bürosu’nda çalışmaya başlamış yeni bir gencin o mekana gelen bir bayan çantasını kayıtlara alması ve hayalleri…

Hızlı Düşünme Sanatı ile yine farklı bir metod deneniyor, öykü parantez içerisinde anlatılıyor. Parantezin içerisi olayı yaşayan kahramanın zihni, dışarısı ise kahramanın da içerisinde bulunduğu hızlı düşünme eğitimini veren eğitmenin anlatımları. Sonuçta basit bir metod gibi de dursa ilerleyen vakitte parantezin içerisi bize güzel bir oyun oynuyor ve ismi muazzam öykü hoş bir sürece yol alıyor.

Hindistan Yolculuğu’nu okuduğumda Cem Yılmaz’ın Hokkabaz filmi aklıma geliverdi. Pır pır uçan kuşlar misali…

“İnsan yeni bir hayata başlarken ne kadar çok ve ne kadar çabuk karar verebiliyor” diyor öykünün kahramanı. Öyle, hakikaten öyle.

Bütün öykülerde ortak olan taraf her birinde mutlaka yazmaya sevdalı bir karakterin olması. Bu durum acaba yazarın en iyi bildiği mesleği öykülere taşıyarak gücünü göstermesi mi yoksa bir zaaf mı, tam çözemedim.

Yazarın çalışmalarını linkini verdiğim siteden de takip edebilirsiniz.

http://muratgulsoy.wordpress.com/

***